UMAY’IN GÖZYAŞLARI


Özlem Tezcan Dertsiz

Mitoloji, Muharrem Kaya’nın Mitolojiden Efsaneye adlı kitabında “En eski geleneksel ‘toplumsal harita’, insan, tabiat ve hayatla ilgili nesiller boyunca işlenmiş ‘kültürel kodlardır’,” diye tanımlanır. Ben de mitolojiyi, Dokuz Eylül Üniversitesi Karşılaştırmalı ve Alman Edebiyatı Uzmanı Nevzat Kaya’dan esinlenerek dünyaya fırlatılıp atılmış olan insanın, çevresinde olan olayları ve kendini anlama çabası olarak görüyorum. Coğrafyanın her yanına dağılmış insanların, mitolojilerini kendince oluşturması ve bunların birbirine benzemesi ancak yöresel özellikler içermesi doğaldır.

Küçük yaşlardan beri Yunan mitolojisine aşina olduğumuz halde, kendi mitolojimizle tanışmamız oldukça geç oldu. Yunan halkı dışında her halkın mitolojisi vardı oysaki. Ülgen, Suyla, Utkuuçı, Umay, Talay Kan, Erlik karşıma çıktıkça Türk mitolojisinin de Yunan, Roma, İskandinav mitolojisi kadar zengin olduğunu fark ettim.

PERİDYA için Türk mitolojisinin içine bir kez daha dalmak, artık romanlarda, filmlerde, şiirlerde daha çok karşıma çıkan Umay’ı enine boyuna araştırmak bana mutluluk verdi.

Umay’ın sözcük anlamını, kökenini bulmak istedim önce. Çeşitli kaynaklarda bulduklarım şöyleydi:

Uygurca, ana anlamına gelen um/ uma, eski Oğuzca’da inanmak anlamına gelen *um; yine eski Türkçe ’de ruh/ kuş anlamlarına gelen umi/umo; Türkçe ‘de ilah anlamına gelen ay ile birleşmesinden türeyerek; simgesi ay olan ana, çocukların koruyucusu ve doğurganlık ruhu, kudretli ilah olarak açıklanmaktadır. Yakutlarda ise “ımı” şeklinde talih kuşunun adı olarak kullanılır. Zaten Umay’ı Hüma kuşu ile ilişkilendiren halklar da vardır. Başa kuş konması ya da kuşun pislemesinin uğurlu sayılması da buralara dayanır.

Umay’ın adını yazılı olarak ilk kez Orhun Yazıtları’nda görüyoruz.” Orhun- Yenisey yazıtları Umay Ana’nın geniş işlevinden haber vermekte, onun Tengri ile beraber Türk milletini koruduğu vurgulanmaktadır. O halde Umay’ın çocukları ve kadınları koruma görevi daha sonraki dönemlerin, belki de fonksiyonlarını diğer ruhlarla/iyelerle paylaşımından sonraki dönemlerin oluşumudur.” (Fuzuli Bayat) Bununla birlikte Umay daha sonra Kaşgarlı Mahmut’un Divan u Lûgat’it Türk adlı eserinde bir atasözünde de karşımıza çıkıyor. Altay Türklerine ait anlatılan bir mite göre de “İnsanlar türediği zaman, Umay Anamızla birlikte, iki kayın ağacı da yere inmiştir,” denir. Kayın ağacını da Türk mitolojisinin hayat ağacı sayabiliriz.

Umay yalnızca insanların değil, tüm canlıların yavrularını koruyan tanrıçadır. Yüzyıllar öncesinden kadına, çocuğa, hayvanlara verilen değerdir bir yerde. Bugünkü göbek bağını, çocuğu görmek istenilen yere gömme geleneğinin ardında da yine Umay’ın izleri vardır.

Umay’ı güneşle de ilişkilendirirler. Hatta bazı kültürler de ona “Sarı Kız” denmesinin nedeni budur. Upuzun gümüş rengi saçları olan, çok güzel, orta yaşlı bir kadın olarak tasvir edilir.

“Türk mitolojik sisteminde Umay kültü zamanla Mitolojik Ana kompleksinden koparak, bağımsız, koruyucu bir iye haline gelmiş; kutsal dişi olarak Gök Tanrı dinî mitolojik sistemine alınmış ve büyük bir saygı gösterilmiştir.” ( Fuzuli Bayat, 2007: 50).

Oğuzlarda, Göktürklerde kadına verilen değeri tarih kitaplarında okuyoruz. Türk mitolojisinde Umay gibi bir kadın tanrıçanın olması; kadına, doğadaki tüm canlılara verilen değerin ispatıdır. Sanki zamanda ileri değil de geri gidiyormuşuz gibi, bugün toplum olarak geldiğimiz nokta ortadadır. Her gün artan kadın cinayetleri, çocuklarımızın başına gelenler, hayvanlara çektirilen eziyet, ağaçlarımızın, bitkilerimizin yok olmaya mahkûm edilişi yüreğimizi derinden sızlatmaktadır.

Uzakta bir yerde Umay’ın halimize bakıp ağladığını hissedebiliyorum. Umay’ın ruhunu her nereye sürdüysek, onu geri getirmek zorundayız. Ya da Umay olmak zorundayız. Elimizden ne geliyorsa… Kadınları, çocukları, hayvanları öldüren o korkunç ruhların camlarını taşlamak zorundayız. Yazıyla, resimle, eylemle, şarkıyla, bağırarak…

Yüreğimize sıçrayan kanı durdurmak için kaç Umay gerek bilmiyorum. Ama onlardan biri benim, biri de sizsiniz, bunu biliyorum.